fbpx
GündemKişisel Gelişim

Sosyal Medya – Sosyal İkilem

Sosyal medya hakkında ne biliyorsunuz? Sosyal medyanın zararları konusunu hiç düşündünüz mü? Bu yazıda, sosyal medyanın üzerimizde bıraktığı etkiyi konuşacağız. Yakın bir tarihte Sosyal İkilem (Social Dilemma) isminde bir belgesel yayımlandı ve sosyal medyanın zararları konusunu tekrar gündeme getirdi.

Sosyal İkilem Belgeseli (Social Dilemma)

Belgeselde anlatılanlar benim hakim olduğum şeyler, pek şaşırmadım. Fakat, bu tarz araştırmalar yapmayan insanlar için gerçekten çarpıcı bilgiler de içeriyor. Aslında, sosyal medyanın zararlı olduğunu hepimiz biliyoruz ama ona bir bağımlı gibi sarılmaya da devam ediyoruz.

Sosyal İkilem Belgeseli

Bugün, Sosyal İkilem belgeselinden çıkarımlarımı sizlere anlatacağım. Şimdiden uyarıyorum; bu yazıdan sonra sosyal medya hakkındaki görüşleriniz değişebilir.

Sosyal Medya Nedir?

Sosyal medya hakkında polyana gibi düşününce, aslında ne kadar verimli bir yer diyoruz. Uzaktaki arkadaşımla kolaylıkla iletişime geçebiliyorum, bir soruma hemen cevap alabiliyorum, hızlıca alışveriş yapıp ayağıma kadar o ürünü getirebiliyorum. Ne kadar iyi duruyor değil mi? Fakat, gerçekler her zaman göründüğü gibi olmuyor. Yayımlanan belgeselde; Facebook, Google, Uber gibi büyük firmaların eski yöneticileri bu platformların gerçek yüzünü anlatıyor. Neden işten ayrıldıklarını ve sosyal medyanın etik anlayışını gözler önüne seriyorlar.

Hakim olduğum platformlar üzerinden sizlere sosyal medyanın çalışma mantığını anlatacağım.

Sosyal Medya Nasıl Çalışıyor?

Google üzerinden reklam verenler bilir. Google, tıklama başına maliyetle reklam seçeneği sunar. Yani der ki; sen bana istediğin reklamı ver, ben ona mutlaka tıklatacağım. Kısacası, o reklamı size empoze edeceğine dair bana güvence veriyor.

Kötü Bir Antlaşma

Bu verilen garanti öyle basit bir söz değil. Merak etme! Mutlaka insanlara tıklatacağım reklamını, yoksa senden para almayacağım, diyor. Bu, gerçekten korkunç bir güç. Portakal aldığınız manav size, sen meyveyi yediğinde parayı alacağım diyebilir mi? Böyle bir lüks olabilir mi? Olamaz. Demek ki düşündüğünüzden de çok veriye sahipler. Sizin o reklamı “yiyeceğinize” dair birilerine garanti verebiliyorlar.

Arama Motorları Bizden Ne İstiyor?

Ben bir SEO uzmanıyım. İçeriklerimi SEO’ya, yani hitap ettiğim arama motoruna ve kullanıcıya göre optimize etmeye çalışıyorum. Müthiş bir makaleniz var diyelim; dünyada yazılmış en iyi, en detaylı biyoloji makalesi olsun bu. Eğer SEO’ya uygun değilse, makalenizden kimsenin haberi olmaz.

Arama Motorları

Arama motorları önce davranışınızı yönetiyor, sonra oluşturdukları yapay kişiliklerin davranışlarına göre bir algoritma geliştiriyor. Sizin bir sitede yaptığınız her adım izleniyor. Nereye dokundunuz, hangi paragrafı kaç saniye okudunuz, hangi tip görselde daha fazla vakit harcadınız… Sonunda da bize deniyor ki; kullanıcı ne yapıyorsa, sen de ona göre içerik hazırlamak zorundasın! Yani, tek düze bir içerik tipi, tek düze bir yazı dili oluşturuyorlar.

Evet, kullanıcıyı memnun etmek için çabalıyorum. Firmaların pazarlamasına ve içeriklerinin okunmasına katkı sağlıyorum, ama düşününce; insanları tekdüzeleştirmeye de katkı sağlamış oluyorum. Çünkü başka türlü o yazı üste çıkmıyor, başka türlü okunmuyor, beğenilmiyor. Bu yazı bile; başlığı ve açıklaması okuduğunuz şekilde olmazsa tıklanmıyor.

Kullanıcıyı Ekran Başında Tutma Taktikleri

Yıllardır var olan kurallar zinciri aslında bu. Sosyal medyayla gelen bir şey değil. Bir film yapılırken, belli dakikalarda biri mutlaka ölür, ara ara efekt kullanman gerekir yoksa izleyenin dikkati dağılır. Bunun gibi belirli kurallar vardır. Youtube’ta da böyle. 5 saniyede bir efekt ya da bir mimik, bir hareket kuralı derler. İlk 25 saniyede izleyicinin ilgisini çekecek birkaç şey yapman gerekir. Video içinde ilerleyen dakikalarda inanılmaz şeyler söyleyeceğini belirtmen ve merak uyandırman gerekir. Yoksa izlemiyorsunuz. Önce sizi değiştiriyorlar, sonra da  bizi, size uygun hale getirmeye çalışıyorlar.

Youtube Kapak Fotoğrafları

Eminim farkındasınızdır, bütün videoların kapakları aynı tip mimiklerle dolu. Herkes şaşırıyor. Çünkü, o şaşırma görseline geliyor millet. Şaşırma resimleri ile sizin ilginizi çekiyorlar ve “saçma” videolarını izletmeye çalışıyorlar. Bunda da başarılı oluyorlar maalesef.

Tahammül Meselesi: Sosyal Medya ve Sabır

SEO’da bir kriter vardır. O da sayfanın açılış hızı. Bir site eğer hızlı açılmıyorsa, o siteye girmiyorsunuz. 1 saniye bile fazladan beklemeye tahammülünüz yok. Saçma sapan bir video izlerken geçen 15 dakika insana çok gelmiyor ama bir sayfa yüklenirken geçen fazladan 1 saniye çok geliyor.

Sosyal Medya ve Hızlı Tüketim Alışkanlığı

Bunun oluşmasının sebeplerinden biri de hızlı tüketim alışkanlığı. Evet, klişelerle dolu bir yazı oldu farkındayım. Fakat, bunlar gerçekler. Hızlı tüketmeye o kadar alıştık ki, artık yavaş konuşana da yavaş açılana da tahammülümüz kalmadı. Bu kadar hızlı yaşamak, hızlı tüketmek iyi değildir. Biz, hızlı tükettiğimiz insanlarla çok çabuk bağ kuruyoruz ama aynı hızla o bağı kaybediyoruz. Bugün zirvede olan birkaç gün sonra en dipte olabiliyor. Kurulan bağ da sanallaşıyor aslında. Zor kazanılan, yıllarını verdiğin her zaman daha değerlidir.

Eğer alışkanlık kazanmakta güçlük çekiyorsanız, sizler için harika bir önerim var. https://kazimgokay.com/kotu-aliskanliklarimdan-nasil-kurtulurum/ linkinden Alışkanlık Kazanma Yolları isimli yazımı okuyabilirsiniz.

Örneğimi mazur görün ama şöyle bir gerçek vardır; bir ilişkide bile, hızlı evet diyene değer vermezsin ama seni süründürene taparsın. Sosyal medyada bunun gibi. Sana hemen evet diyor oradaki insanlar, bizler, aradığın soruya hemen cevap oluyoruz. Sense iyi gibi görünen bu eylemi ödüllendireceğin yerde cezalandırıyorsun.

Sosyal İlişkiler ve Sadakat

Gerçek verilerle konuşayım sizlere. Bu yazının videosunu attığım an Youtube kanalımda 3650 abonem var. Yaklaşık 6 aydır Youtube’a içerik üretiyorum. Sorgu Vakti isimli bir kanalım var. İlginç bir veri paylaşayım; tam 2050 abone kaybettim. Yani, aslında 5700 kişi kazanmıştım. Bu bana özel bir şey de değil. Her kanalda böyle. Çok kolay vazgeçiyorsunuz. Aramızda gerçek bir bağ oluşmuyor maalesef.

Sorgu Vakti Kanalı

Sizleri de kanalıma beklerim. Söz verin, öyle sıkılınca çekip gitmek yok 🙂 Hepinizi kanalımda görmekten mutluluk duyarım.

Dilerseniz, yazıya devam edelim.

Sosyal Medya Manipülasyonu

Sosyal medyada bize manipülasyon tekniği uygulanıyor. Belgeselde çok güzel bir örnek var. Çocuk kızdan hoşlanıyor ve onun fotoğrafına bakıyor. Bakarken, kızları etkileyen saç jölesi reklamı çıkıyor. Yüzde yüz satış garantisi. Teoride biz kendi isteğimizle alıyoruz o ürünü ama gerçekte bize zorla satılıyor.

Bu uğradığımıza ben taciz diyorum. Düşünün! Bazı hit olan parçalar, biz aratıp dinlemesek de ezberimizde olur. Gittiğimiz kafede çalar, radyoda çalar, televizyonda çalar… Bir yerde mutlaka dinler ve haberimiz olmadan o parçayı ezberleriz. Sosyal medyada olan da buna benziyor. Bu, büyük ve bizim kişiliğimize dokunan bir taciz.

Sosyal İkilem Belgeseli Yeterli Mi?

Bence belgeselde büyük bir problem var. O da çözüm önerisinin yetersizliği. Çözüm olarak; sosyal medyayı bırakmamız tavsiye ediliyor. Fakat, bu devirde sosyal medyayı bırakmak imkansız. Onsuz hayatını idame ettiremezsin, imkanı yok. Çok ütopik kalan bir çözüm sosyal medyayı tamamen bırakmak. Evet, kendini izole edebilen ve mutlu bir hayat yaşayan insanlar var ama onlar nüfusun binde biri bile etmiyor.

Sosyal Medya ve Yalnızlık

Eğer; herkes kendini izole etmeye kalksa, dünyadaki alan yetmeyecek. Nüfus çok büyük. Ben reklamlara bakmayacağım, Instagram’da takılmayacağım, maile cevap vermeyeceğim diyemiyorsunuz. İşiniz orada yürüyor. Ben mesela; bu yazıyı yazmasaydım, sizlere ulaşabilir miydim? Sesimi duyurmak ve insanlara ulaşmak için sosyal medyaya muhtacım. Yalnızca ben değil, hepimiz muhtacız.

Peki, Nasıl Çözebiliriz?

Bence bunun tek yolu, alışkanlıklarımızı değiştirmek. Onların dediğine değil, gerçekten kendi isteğimize, kişiliğimize göre hareket etmek. Tabi çoktan kişiliğimizi kaybetmediysek… Benliğimizin farkına varmamız gerekiyor ve bu benliğimiz doğrultusunda, gerçekten istediğimiz yöne hareket etmemiz lazım. Öteki türlü; kapitalizmin uşağı olmuş,  düşünemeyen ve dayatılanla yetinen insanlara dönüşürüz.

 

Para ve Kapitalizm İlişkisi

Bize yapılan bu dayatmaların altında kapitalizm yatıyor. Şirketler, insanlar kapitalist ama bu kapitalizm yalnızca maddiyatla ilgili değildir. İnsanın sahip olma duygusu günümüzde çok daha gelişmiş düzeyde. Amaç para kazanmak değil ki. Bir insanın hayatı boyunca harcayabileceği para belli. Fakat içimizdeki güç isteği ve doyumsuzluk bitmiyor.

Size bir bilgi vereyim. Dünya servetinin yarısı 25 kişinin elinde. Dünyadaki bütün paranın yarısı 25 kişiye ait. Kaçını harcayabiliyorlar? Satın almak istese, kendi ürettiği ürünü alacak. Böyle bir saçmalık olmuş halde. Parayla yapabilecekleri bir şey yok ki. Yalnızca bizi yönetip, kendilerine narsist bir eğlence düzenleyebilirler.

Yat, Para ve Güç

Hayal edin sadece, dünyadaki her şeyi tatmak için ne kadar paraya ihtiyacınız var? Gidin kendinize yat alın, uçak alın, ev, araba, şirketler, eğlenceler falan filan. Hepsine sahip olun. Bunlar bile dünyadaki en zengin insanların parasının binde biri ile yapılabilecek şeyler. Sonunda neye dönersiniz biliyor musunuz? Acun Ilıcalı gibi, arkadaşlarınızla halı saha yapar, playstation oynarsınız. Çünkü parayla yapılacak şeyler, arkadaşınla eğlendiğin halı sahadan ya da keyifli geçen bir sohbetten daha değerli değildir!

Sonuç Olarak;

Umarım bu yazı, size biraz farkındalık kazandırır. En azından sosyal medyaya, para ve güç içinde boğulmuş insanlara bakışınızı değiştirir. Her zaman söylüyorum; yaşamak için bir amaç bulun! Hayat sonsuza gitmiyor, yaşamı değerli kılmak bizim tek çıkar yolumuz. Bir sonraki yazımda görüşmek üzere.

Aşağıdan, bu yazının video halini izleyebilir ve Youtube kanalıma abone olabilirsiniz. Yorumlarınızı bekliyorum. Diğer yazılarıma göz atmayı unutmayın! Kendinize iyi bakın.

Kazım Gökay Çiftci

Sorgu Vakti Kanalı kurucusu. Onlarca madalyaya ve kupaya sahip eski basketbolcu. SEO Uzmanı ve yazar. Bir sloganı da var; "hayatını anlamlı yaşa!"

İlgili Makaleler

Bir Yorum

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu