fbpx
Felsefe

İdeal Ahlak Sistemi Nedir?

 

Yolda bir kadın gördün, kaldırımın köşesine oturmuş, çocuğu küçücük kucağında. Gözlerinin içine bakıyor, hiçbir şey söylemiyor. Adeta gözleriyle sana bütün yaşanmışlıklarını, acılarını anlatıyor. Önünde iki seçenek var. Ya yardım edeceksin, ya da sesini çıkarmayıp oradan gideceksin.Peki soruyorum sana, sence ahlaklı olan hangisi?
İlk olarak eminim ki, vicdanı olan insanlar, yardım ederim, küçük çocuk var sonuçta, acırım der. Tabii burada olayları detaylandırmıyorum. Kısaca dış şartların elverişli olduğu koşullar diyebiliriz. Çünkü benim de çocuğum zordaysa yoluma bakarım, duruma göre değişir diyenler olacaktır. Normal koşullarda düşünün,
Böyle bir durumda ahlaki yükümlülüğünüz var mı? Varsa neden?

Evrensel Ahlak Yasası Var Mıdır?

Bergson; bana dinlenmekten, eğlenmekten vazgeçip ihtiyacı olana yardım etmemi söyleyecek olan “sezgi”’dir, der. Bergson’a göre; ben içimden gelen “sezgi”ye uyarak hareket edersem “iyi” olanı, “ahlaki” olanı yapmış olurum.

Eminim hepinizin kafasında aynı soru oluştu, bu doğru olamaz, doğru olsaydı. Sezgilerim bana suç işle dese ahlaki olanı mı yapmış olacaktım?

Paul Bloom’un bir araştırmasında 12 aylık bebeklere üç çizgi film gösteriliyor. İlkinde, top tepeye tırmanırken “kare” ona yardımcı oluyor, “üçgen” ise engel olmaya çalışıyor. Sonra diğer aşamaya geçip iki film daha izletiyorlar. Birinde top “kare” ile dost oluyor, ötekinde de “üçgen” ile. Bebeklerin seçimlerini topla karenin dost oldukları filmden yana yaptıkları, açık ara farkla izleme süresinden belli oluyor. Yani çocuklar; bir önceki filmde kare iyi davrandığı için sonraki kare olan filmi daha çok izliyor. Bloom’a göre bu durum, ahlakın en temel yapı taşlarından biri olan yardımlaşma ve dostluk ilişkisini çok küçük çocukların bile kavrayabildiklerini gösteriyor.

Yani aslında bizim ahlaki değerlerimiz içimizde var. Büyüdüğünde sezgilerinin seni kötüye yönlendiriyor olması da aklının kafanı karıştırması. Onca sene geçmiş, değer yargıların değişmiş. Toplum seni etkilemiş derken ahlaki doğruyu aslında kaybediyorsun. Yani; güç senin içinde.

Başta anlattığım hikayelerde ahlaki yükümlülüğümüz işte bu yüzden var. Doğrusu bu, öyle düşünmesek de aslında özümüzde bu yatıyor. Yani akıl temelli anlayış pek de günümüzde geçerli değil. Akıl kesinlikle önemli, zaten bu sonuca da akılla varıyoruz aslında. Ya da sezgilerimiz aklımızı yönlendiriyor. Burada, yüzyıllardır cevabı aranan evrensel ahlak yasasının da varlığı sonucu ortaya çıkıyor.

İdeal Ahlak Sistemi

Madem biz çok küçükken ayırt edebiliyorduk ve büyüyünce bu yeteneğimiz azaldı. Biz değişmişken, içimizdeki doğruyu, her zaman iyiyi seçen o çocuğu kaybetmişken nasıl bir ahlaki sistemde yaşamalıyız?

Bu soruya da cevabı aslında bize din veriyor. Şimdi diyeceksiniz ki Japonya süper bir yer, ahlaki sistemi müthiş ve çoğu Japon dinsiz onu ne yapacaksın? Aslında onlar da dini olan toplumlardan ahlakı öğrendiler ve iyi bir şekilde uyguluyorlar. Bir hayvan, diğer hayvanı yediğinde bu gayet doğal bir durum. İnsan da bir hayvan, insanın et yani başka bir hayvanı yemesi de gayet doğal. Peki insanın başka bir insanı yemesi neden doğal değil? Tanrı yasakladığı için. Cevap bu kadar basit aslında. Sağlam bir ahlaki sistemin oluşması için de bir dinin var olması gerekiyor. Dinin kaynağı ne? Tanrı, aslında buradan kolaylıkla Allah’ın varlığı sonucuna da ulaşabilirsiniz ama konudan sapmayalım, ideal sistem; bizim inanışımızın gösterdiğini topluma, döneme uygulamamızdır.

Bir Japon atasözü ile yazıyı kapatayım;
Suyu kaybedersen vadide bulursun, Rüzgarı kaybedersen dağda bulursun ama ahlakını kaybedersen boşuna arama bulamazsın.

Umarım yazım hoşunuza gitmiştir, konu hakkındaki görüşlerinizi yorumlarda bekliyorum. Kanalıma abone olursanız sevinirim, görüşmek üzere!

 

Kazım Gökay Çiftci

Sorgu Vakti Kanalı kurucusu. Onlarca madalyaya ve kupaya sahip eski basketbolcu. SEO Uzmanı ve yazar. Bir sloganı da var; "hayatını anlamlı yaşa!"

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu