fbpx
FelsefeKişisel Gelişim

Din ve Toplum İlişkisi

Merhaba, bu yazımda din ve toplum ilişkisini ele alacağız. Dinin geçmişten günümüze nasıl geldiğini, neden bir din olgusunun var olduğunu tartışacağız. Evrim teorisi gibi popüler teorilerin dine ve topluma bakışını değerlendireceğiz. Emin olun, bu yazımda din ve toplum konusuna sağlam bir giriş yapmış olacaksınız.

Dinin Oluşumu

Öncelikle dinlerin ne zaman oluştuğunu, nasıl ve neden ortaya çıktığını bilmemiz gerek. Ama bu ulaşılması oldukça zor bir bilgi. Ulaşabildiğimiz en eski yazılı kaynaklarda görüyoruz ki hep bir dini inanış var. Arkeolojik kazılarda da ortaya çıkan bir dini inanışı simgeleyen yapılar var. Göbeklitepe örneği gibi; milattan önce 11 bin dolaylarında, etrafında yerleşik yaşam belirtisi yok, fakat bir tepeye devasa ve döneme göre yapılması çok zor bir yapı inşa etmişler. Ortak kanı, bunun bir dini motivasyon ile yapılabileceği şeklinde. İnsanların tarımı keşfedemediği bir dönemde, dinin yerleşik hayata geçmeyi sağlayan bir etken olduğu düşünülüyor. Bu yüzden bir anlam arayışı ve sorgulama, en eski topluluklarda bile görülmüş.

Göbeklitepe Fotoğrafı

Bu yazıda ortaya atılan teorilere çok detaylı girmeyeceğim. Öncelikle bunu söylemek isterim. Yani önümüzde birçok teori var; Mu kıtasından tutun, evrime kadar. Birbirinden farklı bir sürü görüş var. Hepsini detaylı bir şekilde işlemek isterim. Bu yüzden bilgilerimi, ayrı içeriklere saklıyorum. İzninizle kısaca bahsedip geçeceğim.

Evrim, Din ve Toplum

Önümüzde bir evrim teorisi var. Öncelikle bilmeyenler için anlatayım ki insanların yüzde 99’u bilmiyor evrimi. Sadece kulaktan dolma bilgilerle ya savunuyorlar ya da dine karşı deyip kötülüyorlar. Evrim bir iddiada bulunuyor; bir canlı ile diğeri arasında benzerlik kurup, aynı atadan gelebileceğini savunuyor. Yani temelde bu kadar basit aslında. Mantıklı olan ve ispatlanabilen argümanları da var tabii evrimin. Fakat altını çiziyorum ki net bir kanıt ya da gerçeklik değil, olamaz da zaten. Çünkü evrim bir teori.

Evrim Nedir? Şahsına Münhasır Evrim Benzetmesi

Kısaca evrim benzetmemden bahsedeyim sizlere. İki futbol takımı düşünün, süper ligde mücadele ediyorlar. Fener ve Galatasaray olsun. Ben desem ki, bunlar aslında aynı yerden çıktı. Dersiniz ki hayır! Alakasız kulüpler, kültürler… Sonra desem ki size; ikisi de 11 kişi ile sahaya çıkıyor, iki takımın da oyuncuları ayakkabı giyiyor, ikisi de forma ile çıkıyor, ikisi de topa vuruyor… Dersiniz ki, ya evet, aynıymış. Ama gerçekte, ikisi de bambaşka; farklı renklerden, farklı taraftar gruplarından oluşmuş takımlar.

Peki ortak özellikleri neden bu kadar çok? Çünkü süper ligde oynamak için bazı kurallar var. 12 kişi ya da formasız çıkamazsın sahaya. Dünyayı da bir lige benzetiyorum. Dünyada yaşamak için belirli kurallar, kaideler olduğunu düşünüyorum. Evrim teorisinin atladığı şey o. Yani illa biri diğerinin devamı olmak zorunda değil, benzerliklerimiz zaten sahip olunması gereken şartlar da olabilir. Tam bilemeyeceğimiz ve daha çok inanacağımız konular bunlar.

Evrime göre insan beyni gelişmeye başladığında, sorgulama kısmı da çalışmış ve dini konular hakkında fikir belirtmiş. Burada yine sorulması gereken bir soru; nasıl oldu da soyutla somut böyle birleşti? Yani gelişmemiş, tek hücreli bir canlı, düşünebilecek seviyeye nasıl geldi? Bunlar evrim konusunda cevaplanması gereken şeyler.

Mu Kıtası ve İlk İnsanlar

Öte yandan Mu Kıtası teorisinden de bahsedeyim. Bütün dinlerin oradan çıktığını, gelişmiş toplulukların orada yaşadığını ama kıtanın yok olduğunu söyleyen eski Çin tabletleri var. Bu konuda da çok detaylı araştırma yapılamıyor maalesef. Atatürk de ilgilenmiş bu konuyla, özellikle de Türklerin tarihini araştırırken Mu Kıtası gözüne çarpmış ve detaylı tetkikler yaptırmış. Fakat halen net bir şekilde Mu Kıtasının varlığından söz edemiyoruz.

Mu Kıtası

Mu kıtası; 4 ana ırktan oluşan ve şimdiki milliyetlerin kökenini oluşturduğuna inanılan insanların yaşadığı efsanevi kıtadır. Aslında yapılan çalışmalarda, kıtaya dair bulgular da var. Fakat yine de, gerek tarihsel açıdan, gerekse bulgu açısından varlığı pek olası görünmüyor. Kısacası, delil yetersizliği mevcut. İlerleyen zamanlarda, gerçekten Mu Kıtası ile ilgili bilgimiz çoğalırsa, o zaman insanlık tarihi hakkında belki de çok farklı gerçekleri keşfetmiş olacağız.

Bunlar ülkemizde en popüler olan teoriler. Emin olun, yüzlerce büyük ve sağlam dayanağı olduğunu iddia eden teori de var. Maalesef hepsini tek tek ciddiye alıp yazıma ekleyecek bilgiye ve enerjiye sahip değilim. En bilinenlerden iki örnek şimdilik yeterli diye düşünüyorum. Varoluş teorileri ile ilgili daha detaylı bir yazı yazdığımda; diğer teorileri de eksiksiz bir şekilde paylaşmak isterim.

Popüler Dinler ve Toplum İlişkisi

Dinlerin kitaplarda belirttikleri de birer iddiadır aslında. İnanmayan ya da o din hakkında bilgisi olmayan biri açısından bakacak olursak; Adem ve Havva yada Türk mitolojisindeki Törüngey ve Ece de birer ilk insan iddiasıdır. Kabul etmek ve gerçek olarak görmek kişiye kalıyor.

Yakından tanıdığımız dinlere bakacak olursak; İslam dini, ilk insan inanışına sahip ve insanın topraktan yaratıldığını söylüyor. Hristiyanlık, Musevilik gibi dinler de ilk insanın varlığını iddia ediyor. Aslında burada, evrim ile ilişkisi olabilecek ve olamayacak şekilde yaygın dinleri de ikiye ayırmak lazım. Musevilik ve İslam dinlerine bakarsak; kutsal kitaplarında evrim karşıtlığı göremiyoruz. Din alimlerini ve diğer dini kaynakları şu an kıyasa koymuyorum. Kutsal kitaplara bakarak evrim karşıtlığının söz konusu olmadığını söyleyebilirim. Fakat Hristiyanlıkta durum biraz daha farklı. İsa ve Tanrı arasındaki bağdan dolayı, insanın evrimsel bir süreç geçirmesi Hristiyanlık için kabul edilemez düzeyde. Eğer Darwin ve benzeri insanların iddiasını doğru kabul ederlerse; Tanrılarının da tek hücreli bir canlıdan geldiğini söylemiş olurlar ve bu da direkt olarak kitapları ile çelişir.

Toprak İnsan İlişkisi

Tarihte görüyoruz ki Darwin, evrim teorisini ortaya attığında çok tepki çekmiş. Özellikle kilise tarafından hoş karşılanmamış. Bunun sebebine Hristiyanlık ile evrimin mantıksal olarak çelişmesi diyebiliriz. Ülkemizde yaygın olan İslam dinine bakacak olursak; net bir çelişki ya da karşıtlıktan söz edemeyiz. Evrim var veya yok, ben işin orasında değilim. Fakat yaygın dinler ile çelişmeye meyilli böylesine bir varoluş iddiasını kıyaslamadan geçmek doğru olmazdı. İslam’daki topraktan yaratılma olayı; evrimle zıt gibi görünse de, zaman olarak bir netliğin var olmaması ve evrimsel süreç düşünüldüğünde topraktan yaratmanın aslında evrimi andırması İslam’la evrimi düşmanlıktan uzaklaştırıyor.

Burada altını çizmek isterim ki; İslam ve evrim teorisi kardeştir demiyorum. Ya da aynı şeydir de demiyorum. Sadece net bir zıtlığın olmadığını söyleyebilirim. Evrim doğruysa, İslam yanlıştır gibi düşüncelerin hatalı olduğu kanaatindeyim. Aynı şekilde İslam doğruysa evrim yanlıştır demek de elimizdeki bilgiler ile doğru olmaz.

Evrimin Evrimi

Evrim dediğimiz teori de yalnızca Darwin’den ibaret değil. Hatta Darwin’den çok daha öncesine dayanıyor kökeni. Günümüze gelince de bilimin gelişmesiyle ve DNA gibi kavramların ortaya çıkmasıyla, evrim de boyut atladı diyebiliriz. Yani, evrim denilince akla gelen klasik maymun=insan görüntüsü şekil değiştiriyor.

Maymundan İnsana

Bu arada hiçbir inanış birbirini desteklemek ya da birbirinin karşıtı olmak zorunda değildir. Bir düşmanlık gütmeden önce, okuyup detaylarıyla araştırmanızı öneririm. Dininiz, görüşünüz, teoriniz ne olursa olsun; inancın dahil olduğu konularda düşmanlık güdülmemeli.

Farkındaysanız kısaca bahsedeyim derken bile bir sürü paragraf oldu. Evrim, dinler, ilk insan gibi konular o kadar derin ki; kısaca bahsetmek inanın yetmiyor. Söylediklerim havada kalmasın ve yanlış anlaşılmasın diye özenle açıklamaya çalışıyorum. Bu kadar derin konuları, iki cümleyle açıkladım deseydim, kendime hakaret etmiş olurdum zaten. Ama size söz, daha detaylı ve upuzun yazılar ile evrim teorisi gibi önemli konuları ele alacağım. Siz yeter ki takipte kalın.

Din Neden Ortaya Çıktı?

Konuya dönelim. Az çok fikrimiz oldu; evrim, dinler, teoriler… Hangisi doğru sorusundan çok, din olgusunun oluşumuna göz atalım. Dinler neden ortaya çıktı? Hangi düşünce bizi inanmaya itti? Gelin bu sorulara birlikte cevap arayalım.

İnsanın anlam arayışından yukarıda biraz bahsettim. Hatta hayatın anlamı konusunda bir yazım da var. Okumanızı ve hayatın amacı, anlamı konusunda daha detaylı bilgiye sahip olmanızı öneririm. Aşağıdan Hayatın Amacı Ne? İsimli videomu izleyerek de bu konudan faydalanabilirsiniz.

Bizler hayat üzerine düşünmekle mükellef canlılarız. Mükellef kelimesini kullanmamın bir sebebi var. Aranızda herhangi bir dine mensup olmayanlar kızabilir mükellef kelimesine. Ama durun bir dinleyin önce. Taraflı bir yazı yazmamaya çalışıyorum dikkat etmişsinizdir. Bizler düşünmekle mükellef canlılarız. Aranızda istediği zaman beynindeki düşünceleri kesebilen yoktur herhalde? Bu bilimsel olarak imkansız bir şey. Yani siz istemeseniz de düşünmek zorundasınız. Tuvalete gitmek, yemek yemek, su içmek gibi bir zorunluluk bu. Sadece kıyas yapın. Yemek yerken, en lezzetlisini tercih edersiniz. Tuvaletinizi yaparken, eski ve hijyenik açıdan kötü bir tuvaleti tercih etmezsiniz. O zaman diğer bir mecburiyetiniz olan düşünmek görevini de yerine en kaliteli şekilde getirmeniz gerekir.

İnsan düşünmeden yapamadığına göre, düşünürken de bir şeyler arayıp bulmalı. Bu yüzden kaliteli sorular sormalı. Sorgulamaya nereden başlanması gerektiği konusunda da bir yazım var. Onu da bu yazıdan sonra okumanızı öneririm. İnsan sorgulayıp, düşünmekle mükellef olduğu için hangi çağda olursa olsun din konusunu düşünmeden geçememiştir.

Geçmişte Din ve Toplum

Bu arada, aklınıza gelen sorular, her zaman sizin kontrolünüzde olmaz. Bilinçaltı kavramından bahsetmeyeyim az çok biliyorsunuz ne olduğunu. O kadar düşünce, fikir arasında elbette insan kendine fayda sağlayabileceği ve sorularına cevap bulabileceği alanlara yönelir. İnsan; nasıl olduğunu, nasıl yaratıldığını düşünürken dönemin teknolojisini ve bilgisini de es geçemez. Bir kere şu bir gerçek; bir yaratıcıya inanmak; bir cevap olduğu için her zaman inanmamaktan daha kolay ve mantıklıdır.

Tarihin hangi dönemine giderseniz gidin. İnsanlar düşünür ve bir sonuca varmaya çalışır. Şu anki bilim bile evrenin oluşumunu, insanın oluşumunu tanımlamada yetersiz olduğu için; cevapsızlıktansa bir cevap bulup, tanrı var demek daha caziptir. Mantıklı olan o, dememdeki sebep de bu anlayacağınız. Buldukları Tanrı vardır cevabı yanlıştır ya da doğrudur bu kişiye kalmış. Ama bir cevap var sonuçta. Açıklayamadığımız şeylerin yerine koyduğumuz bir varlık, insanı her zaman daha çok tatmin eder. Nitekim görüyoruz ki, tarihin her döneminde dine mensup insan sayısı, mensup olmayandan katbekat fazla olmuş.

Din, Toplum ve Ahlak

Dinin getirdiği kurallar neticesinde toplum kendini sınırlamış ya da geliştirmiş. Bakın burası çok önemli! Bir din sadece sınırlar getirip insanlara kural koymaz. Onlara yaşamak için bir amaç ve nasıl yaşayacağı konusunda ipuçları verir. Şöyle bir algı vardı bir aralar; dinler hep savaş doğurur diye. Savaş ansiklopedisi çıkınca bu iddia da kendiliğinden yalanlandı. Dünya tarihinde din için yapılan savaşların oranı yalnızca yüzde yedi.

Buradan da görüyoruz ki yaşayış biçiminde, en eski dönemden beri var olan dinler pozitif yönde etki sağlamış. Tabii bu dine göre değişir. Örneğin bir din; gelişmeniz yasak, okumanız yasak diyorsa, tabii ki kötü etkiler. Fakat; okuyun, düşünün diyorsa da olumlu etkide bulunur.

Toplumsal ahlakın ve huzurun oluşmasında dinin çok etkili bir rolde olduğunu düşünüyorum. Savaş, ahlaki açıdan bence ciddi bir negatif belirtidir. Yani bir yerde ne kadar çok savaş varsa, o kadar ahlaksızlık da vardır. Savaş oranlarına bakınca; dinin etkisinin yalnızca yüzde yedi olması bana dinin; ahlakı olumlu yönde etkilediğini gösteriyor.

Ahlak, din ve toplum deyince, akıllara evrensel ahlak yasası da geliyor elbet. Bu konuda da aşağıdaki videoyu izleyerek içeriğe devam edebilirsiniz. Sizlere ahlak felsefesi ile ilgili bazı bilgileri aktardığım bir video, mutlaka izlemenizi öneririm.

Günümüz Dinlerinin Ahlak Anlayışı

Burada İslam ve İslam benzeri, ilk insan ve ilk peygamber anlayışına sahip olan dinlerin söylediği; ahlaki kuralların, yaşayışın tamamen Tanrının çizdiği doğru algısı üzerinden yürüdüğü. Yani ilk insandan beri doğru-yanlış belli. Aile kavramı var. Doğru yaşama için tanrı kaynaklı tavsiyeler var ve bize gelene kadar da gelişerek bu ahlak, toplum büyümüş.

İslam ve benzeri dinlerin iddiası, Allah’ın kurallarının insanın yaşayışını belirlediği yönde. Allah için kötü niteliğinde olan bir şey, kulu için de kötüdür. Allah bir şeyi yasaklıyorsa, bir bildiği vardır ve yasakladığını yapmak ahlaklı değildir. İslamiyet’te bunu açıkça görebiliyoruz. Ahlakın topluma din sayesinde girdiğini ilk insanın peygamber olmasıyla anlayabiliyoruz. Allah, ilk insandan beri kurallarını, sınırlarını belirtmiş ve gerek yaşayış biçimini gerekse ahlaki yargıları belirlemiştir.

Tanrısız Düşünceye Göre Ahlakın Oluşumu

Tanrısız ve dinsiz anlayışlarda da ahlakın aslında oluşmasının temel sebebi hayatta kalmak. İlkel toplulukları düşünün; hayvani bir içgüdün var ve birbirine saldırıp duruyorsun. Bakıyorsun, böyle olmayacak, antlaşma yapmaya başlıyorsun. Türün ile birlik olup dış saldırılardan korunmaya çalışıyorsun. Böylelikle topluluk denen ve birlikte hareket eden gruplar oluşuyor.

Toplulukların mecburi oluşumunun ardından da huzurlu ve minimum sorun ile yaşamak için de gelişen beyninle birlikte ahlak kavramını ortaya çıkarıyorsun. O ahlak anlayışları, aile kavramları, dinsiz bir anlayış çerçevesinden bakılırsa, sonradan oluşmuş ve evrimsel süreçle yavaş yavaş ortaya çıkmış.

Dinin Olması Ne İşimize Yarıyor?

Ben, bir dinin varlığını avantaj olarak görenlerdenim. Çünkü insanlar belirli kaideler olmadan sapıtmaya oldukça meyilliler. Tanrı ve din inanışınız var mı yok mu bilmiyorum ama bir dinin olumlu etkide bulunduğu tarihe bakarak bile görülebiliyor aslında. Özellikle batı dinlerine bakarsak, olumlu yanı olumsuz yanlarından ya da tartışmalı yanlarından hep fazladır. Biz bazen tartışıyoruz kuranı, incili ya da başka kitapları, dinleri ama genel hatlarıyla bakacaksak kuran gibi bir kitapta tartışılacak konu yüzde beşi geçmez. Herkesçe kabul edilmiş ahlaklı ve pozitif bir kitaptır. Tartışılan konular ise genelde hükümler ve uygulanışı ile ilgili oluyor. Ya da evrenselliği, Allah tarafından indirilip indirilmediği tartışılıyor.

Yani emin olun kuran bir devlet kitabı olsaydı, bir toplumun ana yasası gibi olsaydı ve evrensellik, tanrısallık iddiası bulunmasaydı kimse hakkında kötü konuşmazdı. Topluma katkı sağlayan bir kitap denirdi ve geçilirdi. Birçok büyük kitap için de benzer şeyler söyleyebilirim. O tartışılması gereken kısımlar da kişiye kalıyor. Yani okuyup, araştıracaksınız ve gerçekten biri tarafından mı yazıldı? İnanmam gereken bir şey mi? Diye sorgulayacaksınız. O, işin size kalan tarafı. Anlayamadığınız ya da kafanızda soru işareti oluşan yerleri detaylandırmanızı öneririm. Çünkü din dünyanın en önemli konusudur. İddia ettikleri itibariyle, dünyada dinin üzerine geçebilecek bir konu, büyüklük açısından yok. Sonsuz yaşamı ve mutluluğu vaat eden bir şeyden daha değerli ne olabilir ki?

Sonuç

Dinler hakkında araştırmanızı ve mutlaka fikir sahibi olmanızı öneririm. Zaman hızla akıp gidiyor ve bizim geriye dönüp toparlanacak vaktimiz olmayacak. Keşke dememek için, şimdi başlayın!                                                                                                                                                                                                                                  Bugünlük bu kadar. Din ve toplum konusuna giriş olduğu için, sizleri çok sıkmak istemedim. Buna rağmen, oldukça uzun bir yazı oldu. Eğer hoşunuza gittiyse, yorum yapmayı unutmayın. Aşağıda bulunan videoyu izleyebilir ve Sorgu Vakti kanalıma abone olabilirsiniz. Görüşmek üzere, kendinize iyi bakın.

Kazım Gökay Çiftci

Sorgu Vakti Kanalı kurucusu. Onlarca madalyaya ve kupaya sahip eski basketbolcu. SEO Uzmanı ve yazar. Bir sloganı da var; "hayatını anlamlı yaşa!"

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu